Thursday, 12 December 2013

kumar sadece para ile oynanmaz..

Evet kumar sadece para ile oynanmaz, binbir versiyonu var..

Sinema sektörünün uzmanı değilim. Hangi film nedir, neden bahseder, yönetmenin tarzı nedir bunları detaylı araştıracak zamanım da olmadığından, çok daha ipe sapa gelmez sebepler ile biletlerimi aldığım anda bir nevi kumar oynadım. Şimdiye kadar izlediğim 6 filmde bu seçimlerden hiç pişman olmadım. Ta ki bu akşama kadar.

Bu akşamın ilk filmi; the unknown known. isminden zaten nasıl bir laf salatasının içine dalacağımızın ipuçlarını verse de insan evladı kimi zaman bile bile lades diyor.

Belgesel bir film, hatta röportaj da demek olabilir. Donald Rumsfeld ile karşılıklı soru cevap şeklinde gelişiyor. Arada geçmiş zaman video, ses kayıtları ve fotograflar ile de destekleniyor. Öncesinde de Donald Rumsfeld hayranı değildim ama bu filmden sonra hislerim daha da bir perçinlendi.

Doğruluğu tartışılamayacak kavramları & cümleleri kendi çıkarlarını desteklemek ve dinleyenleri manipüle etmek için eksik kullanan insanları oldum olası sevmedim. Neden bahsettiğime kısa bir örnek olması için

gazeteci; Irakta kitle imha silahları bulunduğuna dair somut delilleriniz var mı? Operasyon sonrasında bu silahların olmadığı ortaya çıkarsa nasıl bir cevap vereceksiniz? (henüz operasyon ya yapılıyor ya da yeni izin alıyorlar)

donald hazretlerinden cevap; "Absence of evidence is not an evidence of absence". diyor ve kesiyor cümlesini orada. Türkçe olarak dersek, var olduklarına dair kanıtımızın olmayışı, var olmadıklarının kanıtı sayılamaz.
Evet, doğru. Kanıt bulamadın diye kanıt yok diyemezsin. Ama kanıt var da diyemezsın.

Film evet başarılı, soruları akıllıca sormuşlar ve adamın kendi söylemleri ile ters düştüğü noktaları da çok net bir şekilde eski manşetler, videolar ile ortaya koymuşlar. Ama film sonrasında keyif aldım mı? Hayır. Sadece "offf karşısındakini salak yerine koyan insanları dinlemek ne kadar sıkıcı" dedim.

Esas bomba ise ikinci filmde patladı. Yanımdaki Sırbistanlı bayanın okuduğum kitaba bakıp "Türkçe mi okuyorsunuz?" diyerek muhabbet etmesi. Bir gün öncesinde izlediği "Sen aydınlatırsın geceyi" filmini ne kadar sevdiğini anlatıp, sonrasında "bir zamanlar anadolu" filmini de izlediğini ve son senelerde gelen Türk filmlerini çok başarılı bulduğunu söylemesi gecenin keyifli bir anı olarak zihnimde kaldı.

Sectiğim film ise Sotto Voce. geceye damgasını çok sağlam bir şekilde vurdu.

Konusuna hızlıca baktığımda Cezayir den bahsettiğini görünce çok kestirme bir mantıkla, "hımm arkadaşım var Cezayir'den. Onun ülkesini görmek ve oralar hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak için güzel bir fırsat olabilir" dedim, ve yanlış bir hesap yaptım.

Filmin açılış sahnesinde her bir şeyin karşısında Kamal Kamal ismini görünce anlamalıydım ki "kendin çal, kendin oyna" gibi bir şey ile karşı karşıyayız.

Allah için müzikler güzeldi ama tek müzik yazıp onun üzerine senaryo yazmaya çalışınca ve bunu da ben çekeceğim diye kamera arkasına geçince olmamış, olamamış.

Bence kendisinin yaptığı iyi iş olan müzik noktasında kalsaymış, çok güzel olurmuş.

Film bittiğinde ilk aklımdan geçen cümle de "şükür yarab" oldu. Ama bu işe verilen emeğe saygıdan kendi içimde mırıldanarak söyledim.

Başrolü Cezayir den Khaled Benaissa oynuyordu. Sonradan ünlü birisi olduğu aklıma geldi, en azından Cezayirde. Keşke bir fotografını çekseydim, arkadaşıma yollasaydım da dedim. Ama o an filmin şokunu henüz atamamıştım daha.

Iki dakikanızı ayırıp şu linke bir göz atarsanız, ne dediğimi daha net anlatabilirim sanırım :)



Post a Comment